Avrupa’nın kalbinde yer alan, yel değirmenleri, laleleri ve özgürlükçü ruhuyla tanınan Hollanda, 2026 yılında da gezginlerin en çok tercih ettiği rotaların başında yer alıyor. Deniz seviyesinin altındaki topraklarıyla doğaya meydan okuyan bu ülke, ziyaretçilerine hem köklü bir tarih hem de modern bir sanat vizyonu sunuyor.
Resmi adıyla “Alçak Topraklar” (Netherlands), sadece coğrafi yapısıyla değil; sanat, ticaret ve mühendislik tarihindeki başarılarıyla da dünya mirasındaki yerini koruyor. Altın Çağ’ın zenginliğini yansıtan mimarisi, dünyanın en iyi korunmuş kanal sistemleri ve bisiklet dostu şehir planlamasıyla Hollanda, her köşesinde farklı bir hikaye barındırıyor.
ALTIN ÇAĞ’DAN MODERNİZME: BİR TARİH YOLCULUĞU
Hollanda’nın tarihi, özellikle 17. yüzyılda yaşanan “Altın Çağ” ile şekillenmiştir. Bu dönemde dünyanın en büyük ticaret gücü haline gelen Hollanda, Rembrandt ve Vermeer gibi dahi sanatçılar yetiştirmiş; bilim ve felsefede devrim niteliğinde adımlar atmıştır.
Kanal Bölgesi (Grachtengordel): UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Amsterdam kanalları, 17. yüzyılın şehir planlama harikasıdır.
Anne Frank Evi: İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık yüzünü ve bir çocuğun umudunu simgeleyen bu müze, ülkenin yakın tarihindeki en etkileyici duraklardan biridir.
Rijksmuseum: “Gece Devriyesi” gibi ikonik eserlere ev sahipliği yapan müze, Hollanda’nın sanatsal görkemini gözler önüne serer.
GÖRSEL ŞÖLEN: LALELER VE YEL DEĞİRMENLERİ
Hollanda denince akla gelen ilk iki simge; rengarenk laleler ve ufuk çizgisini süsleyen dev yel değirmenleridir.