Avrupa Birliği’nin lokomotif gücü Almanya, 2026 yılı itibarıyla modern demokrasilerin en sağlam örneklerinden biri olarak kabul edilen federal parlamenter sistemini korumaya devam ediyor. Ülkenin yönetim yapısı, İkinci Dünya Savaşı sonrası kabul edilen “Anayasa” (Grundgesetz) çerçevesinde; yetkinin tek bir merkezde toplanmasını engelleyen, denetim ve denge mekanizmalarına dayalı bir model üzerine kurulu.
Almanya, 16 bağımsız eyaletin (Länder) birleşiminden oluşan federal bir cumhuriyettir. Bu yapı, merkezi hükümet ile eyaletler arasında yetki paylaşımını zorunlu kılar. Eğitim, emniyet ve yerel yönetim gibi konular büyük oranda eyaletlerin yetkisindeyken; savunma, dış politika ve ekonomi gibi stratejik alanlar federal hükümetin (Bund) sorumluluğundadır.
Almanya’nın yürütme organı iki temel figür üzerine inşa edilmiştir, ancak yetki dağılımı oldukça keskindir: Hükümetin başıdır ve ülkenin en güçlü siyasi figürüdür. Federal Meclis (Bundestag) tarafından seçilir. Politikaların belirlenmesinden ve kabinenin yönetiminden doğrudan sorumludur. Devletin başıdır ancak yetkileri büyük oranda temsilidir. Siyasi tartışmaların üzerinde, tarafsız bir hakem rolü üstlenir. Yasaları imzalamak ve devleti uluslararası arenada temsil etmek gibi sembolik görevleri bulunur.
Almanya’da yasama süreci, halkın ve eyaletlerin iradesini temsil eden iki farklı meclis üzerinden yürütülür: Doğrudan halk tarafından seçilen milletvekillerinden oluşur. Yasama sürecinin ana merkezidir, bütçeyi onaylar ve Şansölyeyi seçer. 16 eyaletin hükümet temsilcilerinden oluşur. Eyaletlerin çıkarlarını doğrudan federal düzeye taşır. Eyaletleri ilgilendiren yasalarda veto yetkisine sahiptir.
Almanya’da kuvvetler ayrılığı ilkesinin en güçlü koruyucusu, Karlsruhe’de bulunan Federal Anayasa Mahkemesi’dir (Bundesverfassungsgericht). Mahkeme, yasama ve yürütmenin tüm adımlarının anayasaya uygunluğunu denetler. Siyasi partilerin kapatılmasından temel hakların korunmasına kadar geniş bir yetki alanına sahip olan kurum, Alman demokrasisinin “sigortası” olarak nitelendirilir.
Almanya, “Kişiselleştirilmiş Nispi Temsil Sistemi” adı verilen karmaşık ama adaletli bir seçim sistemiyle yönetilir. Seçmenler hem kendi bölgelerindeki bir adaya hem de bir siyasi partiye oy verirler. Bu sistem, genellikle tek bir partinin çoğunluğu elde etmesini zorlaştırır, bu da Almanya’yı bir “koalisyonlar ülkesi” haline getirir. 2026 yılındaki mevcut siyasi tablo da uzlaşma ve koalisyon kültürünün yönetimdeki belirleyici rolünü bir kez daha teyit etmektedir.