Avrupa’nın lokomotif ülkesi Almanya, 2026 yılına girerken turizmde hem sürdürülebilirlik hem de dijitalleşme odaklı yeni bir dönemi başlatıyor. Ülke genelinde “yavaş seyahat” (slow travel) akımı yükselişe geçerken, demiryolu ağındaki yatırımlar ve ikonik turistik merkezlerdeki yenilikler uluslararası ziyaretçilerin rotasını şekillendiriyor.
Almanya’nın başkenti Berlin, 2026 yılında şehrin en önemli simgelerinden biri olan Radyo Kulesi’nin (Funkturm) 100. yılını kutluyor. Brandenburg Kapısı ve Reichstag gibi tarihi yapıların yanı sıra, sanatseverlerin uğrak noktası olan East Side Gallery (Berlin Duvarı kalıntıları) uluslararası bir özgürlük anıtı olarak popülaritesini koruyor. Özellikle Kreuzberg semti, barındırdığı Türk nüfusu ve kültürel çeşitliliğiyle “Küçük İstanbul” olarak anılmaya devam ederken, kentin gastronomik ve kültürel mozaiğinde kilit rol oynuyor.
Disney şatosuna ilham veren Neuschwanstein Şatosu, Bavyera Alpleri’nin eteklerinde 2026’da da Almanya’nın en çok fotoğraflanan noktası olma unvanını sürdürüyor. Romantik Yol (Romantische Straße) üzerindeki Orta Çağ köyleri ve Alman Alp Yolu, özellikle balayı çiftleri ve doğa tutkunları için birincil tercih konumunda. Bavyera’nın başkenti Münih ise sadece Oktoberfest ile değil, yenilenen BMW Müzesi ve tarihi Marienplatz ile turist akınına uğruyor.
Kuzeyin incisi Hamburg’da yer alan ve dünyanın en büyük model demiryolu müzesi olan Miniatur Wunderland, 2026 yılında eklenen “Yağmur Ormanları” ve “And Dağları” bölümleriyle ziyaretçi kapasitesini artırdı. Ren Nehri kıyısındaki Köln ise, yapımı 632 yıl süren devasa Köln Katedrali ve nehir turlarıyla turizm gelirlerinde ilk üçteki yerini koruyor.
Turizm verilerine göre, 2026 yılında Almanya’yı ziyaret eden turistlerin %60’tan fazlası şehirlerarası ulaşımda ICE (yüksek hızlı tren) hatlarını tercih ediyor. Uçak yolculuğuna kıyasla daha çevreci olan raylı sistem, özellikle panoramik manzaralar sunan Alp rotalarında turistlere eşsiz bir deneyim vaat ediyor.