Dünya tarihinin en köklü ve sarsılmaz ekonomik ortaklıklarından biri, kuşkusuz Türkiye ile Almanya arasındakidir. Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki büyük altyapı projelerinden, Cumhuriyet’in sanayi hamlelerine; 1961’deki iş gücü göçünden 2026’nın yeşil enerji vizyonuna kadar bu iki ülke, ekonomik kader birliğini her geçen gün daha da derinleştiriyor.
İki ülke arasındaki ekonomik bağlar, henüz Cumhuriyet kurulmadan önce “stratejik ortaklık” seviyesine ulaştı. 19. yüzyılın sonunda Alman mühendisliği ve sermayesiyle inşa edilen Bağdat-Hicaz Demiryolu, bu ortaklığın ilk büyük anıtıdır. Almanya için Doğu’ya açılan bir kapı olan bu proje, Osmanlı için ise modernleşme ve lojistik devrim anlamına geliyordu. Bu dönem, Alman sanayi devlerinin (Siemens, Deutsche Bank vb.) Anadolu topraklarıyla ilk tanıştığı yıllardır.
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sanayileşme hamlesinde Almanya başroldeydi. 1930’lu yıllarda, özellikle Avrupa’daki siyasi iklimden kaçarak Türkiye’ye gelen Alman bilim insanları, mimarlar ve mühendisler; üniversite reformlarından şeker fabrikalarının kurulumuna kadar pek çok alanda ekonomik kalkınmanın mimarlığını üstlendiler. Türk tarımı ve ağır sanayisinin temellerinde Alman disiplini ve metodolojisinin izleri bu dönemde atıldı.
1996 yılında Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girmesiyle birlikte Almanya, Türkiye’nin bir numaralı ticaret ortağı konumunu perçinledi.
Üretim Üssü: Mercedes-Benz, Bosch, Siemens ve BSH gibi devler, Türkiye’yi sadece bir pazar değil, aynı zamanda küresel bir üretim ve Ar-Ge üssü olarak konumlandırdı.
Tedarik Zinciri: Türk yan sanayisi, Alman otomotiv ve makine sektörünün ayrılmaz bir parçası haline geldi.